Böbrek Reflüsü – Gamze ve Can

0

Sevgili Gamze ve oğlu Can‘ın edindiği deneyimi, yaşadıklarını sizlerle paylaşmak istiyorum
Söz Gamze’nin…

bu yazıyı yayınlayabilecek miyim hala şüpheliyim… Yakınlarımızın bildiği aslında gizlemenin saçma olduğu bir durum, ama işte sebebini bilmediğim bir şekilde paylaşmak istemiyorum… istemiyordum… çünkü kendimi bunun sadece bizim başımıza gelen, dünyanın en felaket şeyi olduğuna inandırdım belki de… halbuki insanlar neler yaşıyordu, neleri aşıyordu paylaşarak… yavaş yavaş bildiklerimi anlattıkça, aynı şeyleri yaşayan insanlarla konuştukça daha da rahatladığımı farkettim… ve yaşadığımız şeyin aslında sadece bizim başımıza gelmediğini, çözümü olan tedavisi olan, çocuğumun yaşam kalitesini düşürmeyen bir hastalık olduğunu idrak etmeye başlıyorum.. Bu yazıyı yazmamın tek sebebi var, sadece erken teşhisin ne kadar önemli olduğunu, bebekler söz konusuysa en ufak bir şüphenin bile değerlendirilmesi gerektiğinin bir kez daha altını çizmek istiyorum.

Hikayeyi en baştan anlatacağım, hamileliğimin 18-19. haftasında her hamile gibi ayrıntılı ultrasona girdim, hani 3 boyutlu yüzünü görüyoruz filan böyle heyecanlı kime benziyor acaba diye bekliyoruz, işte o gün… tüm organlarına bakıyorlar herşey normal gözüküyor… doktor diyor ki; herşey normal gözüküyor 85% sağlıklı bir erkek bebek dünyaya getireceksin…
ben: neden 85% ??
doktor: çünkü o 15% lik kısmı öngöremiyoruz, herşey olabilir..

ha tamam diip, çıkıyoruz doktordan,o 15% bizi bulacak değil ya, çok keyifliyiz.. günler gayet keyifli geçiyor… 32. ya da 33. haftadaki doktor kontrolümde, Osman hoca, bu çocuğun “mesanesi hep dolu” dedi… “hiç boş görmüyorum ve böbrek kanallarında bir anormallik seziyorum” dedi. Ve beni hemen ayrıntılı ultrason çektirdiğimiz yere gönderdi, tekrar çekilecek bebeğin böbrekleri incelenecekti… Biz gitmeden Osman Hoca durumu diğer doktora anlatmış, 19. haftada çektirdiğimiz ultrason ile güncel ultrason karşılaştırıcaktı… evet.. mesane dolu ve gergindi… mesaneden böbreklere giden kanallar normalden fazla genişti basınç nedeniyle… bunun bir kaç sebebi olabilirdi… 1. PUV ( bizimki yani) posterior üretral valf; mesane çıkışından hemen sonra anormal bir perde gelişiyor.. bu perde idrarın rahatça çıkışını önlediğinden mesane sürekli baskı altında kalıyor ve geri doğru basınç yapıyor. Bu basınç olarak da kalabilir ya da böbreğe idrarı geri atabilir buna da böbrek reflüsü deniyor. daha bebek anne karnında olduğundan böbrek reflüsü var mı yok mu o ancak bebek doğduktan sonra ultrasonda anlaşılacaktı… Osman Hoca’ya geri gittik, yeni raporumuzla “evet” dedi… “teşhisim doğru, böbrek kanallarında genişleme var… sol böbrekte daha fazla… şimdi hemen bir bebek üroloğu bulacağız size..” “ama merak etmeyin, insanlar tek böbrekle de ömürlerinin sonuna kadar yaşıyor” diye ekledi… Bu cümleyi şu an anlayabiliyor ve normal karşılayabiliyorum, çünkü gerçekten de öyle… ama o zaman düşünsene 33. haftalık hamilesin! şok oluyosun! anlam veremiyosun ve hiçbir şey bilmiyorsun! ağladık tabii, çok üzüldük… çok şükür ki; can çişini yapabiliyordu bu yüzden suyum hiç azalmıyordu bu iyiye işaretti… ama yine de can’ın böbreklerini riske atmamak için, 38. haftada sezaryen ile alınması gerekiyordu… O en güzel an ile ilgili aklımda deli gibi soru vardı, bebeğimi bana verecekler miydi hemen? doğar doğmaz ameliyat mı olacaktı ? hastane de kalacak mıydı? deli gibi düşünüyordum… Bu arada; bir bebek üroloğu bulup, tüm veriler ile gittik… Nizamettin hoca da bu durumun çok karşılaşılan bir şey olduğunu, doğduktan sonra sünnet ile beraber bir operasyon ile o var olan perdeyi çizeceklerini ve bebeğin ondan sonra rahat rahat çiş yapabilir hale geleceğini söyledi… fakat Can 18 yaşına gelene kadar, bir bebek nefroloğu kontrolünde olması gerektiğini ekledi. Doğuma da geleceğini, korkmam gereken birşey olmadığı da söyledi… söyledi de, öyle olmuyor işte… acaip korkuyorsun, kendini suçluyorsun, bi şeyi yanlış mı yaptım? eksik mi beslendim? diyorsun… diyorsun da diyorsun yani… hayatı boyunca doktor nedir hastane nedir, ilk defa evlilik başvurusunda kan aldırmış ben, nefrologlar, ürologlar filan diyordum, yeni yeni terimler öğreniyordum, gücüme gidiyordu…
38.hafta doldu, sezaryen ile 29 Haziran’da geldi Caniko :) sağlıklı, boğuk boğuk ağlayarak katıldı aramıza… hiç bir problem yoktu, doğar doğmaz göbeğinin altına masaj yaparak çişini yaptırdı çocuk doktoru… herşey yolundaydı… çişini yapabiliyordu… eve gidicektik. 15 gün sonra sünnet ve sistoskopi olacak, o perde açılacaktı. Bu arada
Sistoskopi ve sünnet günü geldi, hepsini oldu, yine herşey yolundaydı… ayrıntılarını özellikle yazmıyorum, operasyon ayrıntıları çünkü gerek olduğunu düşünmüyorum. Her ay nefrolog kontrollerimize giderek, kan tahlili vererek geçiyordu günler, herşey yolundaydı,son çektirdiğimiz ultrason ile gittiğimizde, bu tip durumlarda zayıf olan böbreğin kendini feda ettiğini, can’da da bu durumun gözlendiğini belirtti bize… Sağlam olan böbrek gayet iyi durumdaydı…

Kasım ayının başında Can 4 aylık o zaman, bir gün ansızın ateşlendi, bir de bu hastalıkla ilgili çok önemli bir husus var, yaşayan anneler bilir; ateş var ise derhal hemen idrar tahlili ve kültürü verilmesi gerekir, bekleyeyim düşer yok… idrar tahlilini önce veriyorsun, sonra ateşi gözlemliyorsun…
Ateşi yüksek çıkınca 39 a yakındı, calpol verdim ve doktorunu aradım, o da hemen tahlil vermeye gitmemiz gerektiğini söyledi. evden çıktık, arabada calpole rağmen Can’ın dudakları ve tırnakları ağlarken morardı hafif, tahlilden önce hemen doktora gidelim dedim.. Doktora gittik, ateşini ölçtü 39,5 ti! e hemen fitil verdi… yolda can sakinleşti ateşi düştü, tahlilimizi verdik, herşey normale döndü.. hatta yemek bile yedik dışarda… akşam eve geldik, Doktoru aradı nasılsınız? diye.. “gayet iyiyiz ateş 36.8 Can sakin dedim.” Dedim ve telefonu kapattım, 10 dk. sonra ateşini ölçtüğümde 39 diyordu! bir kaç telefon görüşmesi sonrası can’ın sünnet ve sistoskopi olduğu özel hastaneye gittik.. yüksek ateşle! kayıt masasında kıza, “ateşi yüksek hemen alalım” dedim ölçtüler 36.7 çıktı… ev ile hastane arası 2 dk. bu arada bu kadar kısa sürede yükselip düşen ateş normal değildi… Doktor bizi gördüğünde ultrasonu da o hastenede çekildiğinden epikriz elindeydi.. tahlil sonucu gelmişti, evet lökosit yüksek gözüküyordu bir enfeksiyon olasıydı hemen geniş spketrumlu bir antibiotik tedavisi başlamak gerekiyordu… Kültür sonucu ve antibiogram daha sonra çıkıyor çünkü… hastanede ki doktor Can’ın durumu farklı olduğu için yatarak tedavinin daha uygun olduğunu söyledi, biz de hemen kabul ettik. serum bağlandı antibiotik ve ateş düşürücü verilmeye başlandı.. bi süre sonra ateş düştü… ama Can inlemeye devam ediyordu, huzursuzdu ve çiş miktarı azalmıştı… Çişin azaldığını söylediğinde hastanedeki çocuk doktoru; “antibiyotik verdiğimiz için, çişin kimyasal yapısı değişti, bezde renk vermiyordur” dedi bana! inanamadım, aklıma da yatmadı ama o anda basireti bağlanıyo insanın işte… Meğer böbrekler enfeksiyon nedeniyle çalışmıyor yani akut böbrek yetmezliği yaşıyor o anda! ve bunu anlayamadılar o özel hastanede…

Bu arada Can’ın kendi çocuk doktoru, üroloğu ve nefroloğu sürekli durumdan haberdardılar. Hatta bazen direk doktorlarla onlar konuşuyordu. En son gün artık kaka da yapmıyor bu çocuk dedim ve lavman yaptılar, çıkan kaka gibi bişi ben daha önce hayatta görmedim, fosfrolu yeşil bişi! doktor da şaşırdı yine tahliller filan derken, Can’ın huzursuzluğu bir türlü geçmiyor aksine crp’si de gitgide yükseliyordu… Özel hastanede ateşini ve nabzını kontrol etmekten başka hiçbir şey yapmıyorlardı.. Can’ın nefroloğu gelip baktığında, en son kan tahlili görüp bizi aradı… “hemen çıkın ordan, araştırma hastanesinde yoğun bakıma geliyorsunuz” dedi. Eğer o gün Hakan Bey gelmeseydi , başımıza gelebilecekleri düşünmek istemiyorum…. Şimdi böyle anlatıyorum ya, hikaye gibi, çok acaip günlerdi… Gittik, yoğun bakıma can’ı verdik. 15 dk. sonra yoğunbakım doktoru çıkıp, “durumu çok farklı seyrediyor, bekleyeceksiniz” dedi.. Hayati tehlikesi vardı, daha bu çocuk dün agular gugular yapıyodu nolmuştu ki?! Biz toplamda 15 gün hastanede kaldık, 10 günü Can yoğun bakımda yalnızdı… o yoğun bakımdayken, sabah 09.30 dan sonra doktorlar visit sonrası hasta yakınlarını çağırırlar, hastanin durumuyla ilgilo bilgi verirler, sonra günde 15 dk. bebegini gorursun… biz 7,5dk, 7,5dk. paylasmistik babasiyla hem o hem ben goreyim diye… can’i besleyemiyordum, yogun bakimda soyle oluyor; sütünü sağıyorsun, posete koyuyorsun, sagdigin saati ve ismini yaziyorsun bebeginin.. hemsireler gelip aliyor, can 4-5 gün beslenmedi ozellikle, bobrekleri o esnada calismadığı için, aldigi sivilari bosaltamiyor, vücudu şişiyordu… ben o esnada her sabah Shostakovich Walz 2 dinliyordum, totem yapmıştım, beynim öyle rahatlıyordu…
Uzatmıyorum;
Can savaşı kazandı, kıyısından döndü… o şok nedeniyle ek olarak yapılan bazı müdaheleler oldu tabi… Şimdi tedavi sürecindeyiz, mesanesi ile ilgili tedavi oluyor surup iciyor hergün.. ve doğduğu günden beri koruyucu antibiotik kullanıyor.. 15 günlükken yapılan sistoskopi başarılı olmadı, yani o perde tekrar kapandı.. şimdi önümüzde bir sistoskopi daha var. herşey daha da iyi olacak umarım, fışkırtarak işeyebilecek ☺️ 18 yaşına kadar da hep kontrol edilecek…
sol böbreği var ama çalışmıyor ileride alınma durumu var. Genel olarak sağlığı gayet iyi, büyüme olarak yaşıtlarından bir farkı yok…

Şunu belirtmek istiyorum, özel hastane her zaman iyi bir çözüm olmuyor, bunu unutmamak gerek. Can hayata; Hakan Erdoğan başta olmak üzere kocamaan kalpli bir ekip sayesinde, Bursa Şevket Yılmaz Araştırma hastanesinde hayata geri döndü benim oğlum,kalbimde kocaman yerleri var…

Annelere babalara şunu söylemek istiyorum..Biz şanslıydık anne karnında teşhis edildi ve doğduğu andan itibaren müdahale edildi.. Böyle de olmayabilirdi. O yüzden eğer çocuğunuz sürekli idrar yolu enfeksiyonu geçiriyorsa, huzursuzluğu varsa, fışkırtarak kusuyorsa ; mutlaka doktor kontrollerinde idrar tahlili ve idrar kültürü verin, doktorunuz sizi yönlendirir zaten… Bir çocuğu en iyi annesi gözlemliyor 7/24 başındayız sonuçta, kafanıza takılan herşeyi doktorunuza sorun, sorgulayın, google’da arama yapmayın!
Çocuğunuzun genital bölgesini temizlerken, sabunlu, şampuan kullanmayın, pamuk ve su kullanın… 2 yaşına kadar havuza sokmayın, Havuzlar çok büyük enfeksiyon kaynağıdır!

Yada anne karnında yapılan ultrasonlarda böbreklerle alakalı büyüme genişleme belirlenmişse… hepsi böyle olacak diye bir şey yok. bazıları doğuma kadar geçip, normale dönebiliyor… Yine de bebek doğduğunda bebeğin ultrasonunu çektirin ve bir bebek nefroloğuna gösterin… Ben bir hekim değilim ancak yaşadıklarımdan, şahit olduklarımdan ötürü bu tavsiyeleri size verebilirim. Dikkate almadığımız en ufak birşeyin sonucu çok büyük olabiliyor çünkü…

Dediğim gibi benim için bunları yazmak, bu kadar insana anlatmak çok zor, belki de ne var bunda diyebilirsiniz, ama zor(du)… şimdi belki yıllardır tanıdığım ama benzer şeyleri yaşayan insanlar çıkacak karşıma, belki de birinin içini rahatlatacağım…birinin sorgulamasına sebep olacağım..

bunlar da kendime ve sevgilime not; yalnız değilsin, sadece senin çocuğunda yok, senin bir hatan da yok… oluyo işte…sakin ol, herşey geçecek… ve herşey geçtiğinde, Can fışkırtarak işeyebildiğinde yeni bi yazı yazarım o zaman kimbilir…

sevgiler

Gami


Gamze’nin blogunda da hikayesine ve deneyimlerine ulaşabilirsiniz!

Sevgiler.

Share.

About Author

Doğal, organik, doğa ile dost ürünlerin peşinde olan, kızını büyütürken edindiği tecrübeleri başka annelerle paylaşmak isteyen ve hamileliğinden beri kızına notlar yazan bir anneyim♡ Bloguma uğradığınız için teşekkür ederim.

Leave A Reply

%d blogcu bunu beğendi: